YEŞİLAY’ IN ANLAM VE ÖNEMİ

            Birinci Dünya Savaşı sonunda, bütün yurdun işgal edilmiş olmasına rağmen, Türk Milleti’nde bağımsızlık ve hürriyet aşkı ile mücadele azminin sönmediğini gören düşman; top ve tüfekle yenemediği Türk varlığını içten çökertmek için alkol ve uyuşturucu maddelere başvurmuştu.
            Limanlarımıza uğrayan düşman gemileri, beraberinde getirdiği çok miktarda içkileri ve uyuşturucu maddeleri, yurdumuza daha önce göndermiş olduğu uyuşturucu mafyasına teslim ediyor ve bunlar el altından halkımıza ve özellikle yurt savunmasında görev alacak gençlerimize ulaştırılıyordu.
            Kısa zamanda alkol ve uyuşturucu bağımlılığı salgın halini almaya yüz tutmuştu.
Bu felâketi gören vatansever aydınlar, halkı ve gençliği uyarmak ve bu yolda mücadele etmek için,merkezi İstanbul’da olmak üzere,5Mart 1920 tarihinde Türkiye Yeşilay Cemiyetini kurdular.Cemiyet,Şeyhül-İslâm Haydarzâde İbrahim Efendi’nin teşvik ve himayesinde,dünyaca ünlü Ord.Prof. Dr. Mazhar Osman ve arkadaşları tarafından kurulmuştur.Türkiye Yeşilay Cemiyeti,kurulduğu tarihten bugüne kadar zararlı alışkanlıklara karşı mücâdelesine aynı inanç azimle devam etmiştir.
            Halkımızın ve özellikle gençlerimizin zararlı alışkanlıklardan korunması için Anayasamızın 58 nci maddesine göre görev yapan Yeşilay,”Kamuya Yararlı Cemiyetler” arasında yer alan bir kurumdur. Yeşilay,19 Eylül1934 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından 2–1288 sayılı karar ile kamuya yararlı cemiyet olarak kabul edilmiştir.
            Yeşilay sembolündeki hilâl, Milli kimliğimizi ve Devletimizin bağımsızlığını temsil eden Türk Bayrağı’ndan alınmıştır. Hilâldeki yeşil renk, huzur ve mutluluğu temsil etmektedir. Bağımlı olan bir insan, huzurlu ve mutlu olamaz. Huzurlu ve mutlu olmayanlar, genel olarak başarılı olamazlar.
            Milletlerin geleceği,çocuklarının geleceğidir.Bir millet çocuklarını ne kadar mükemmel eğitir ve onların sağlığını ne kadar iyi koruyabilirse,geleceğine o kadar güvenle bakabilir.Sigara,alkol ve uyuşturucu yüzünden yılda 350 bin insanımız ölmekte,bu ölümler ve ayrıca alkol,uyuşturucu ve kumarın getirdiği bunalımlar yüzünden binlerce aile yıkılmaktadır.Yıkılan ailelerin çocukları korunmaya muhtaç ve bunların bir kısmı sokaktan gelen tehlikelere maruz kalmaktadır.
            İnsanlarımızın bağımlılıklara karşı korunması,ölümlerden ve bunalımlardan ve ailelerin yıkılmaktan korunması anlamına gelir.Yeşilay Cemiyeti bunu sağlamak için çalışmayı kendine ülkü edinmiştir.Onun önemi buradadır.Bunun için bütün kurum ve kuruluşların Yeşilay’ı desteklemesi,aile varlığımızın,dolayısıyla Devletimizin ve Milletimizin geleceğinin teminat altına alınmasındaki görevlerin yapılmasını desteklemesi demektir.
            Yediden yetmişe herkes, Yeşilay’ı destekleyerek,bu kutsal göreve katkıda bulunabilir.Bunun en kolay yolu,internet üzerinden “Yeşilay Gençlik Kulübü’ne üye olmaktır.Gerekli bilgiler Yeşilay internet sitesinden alınabilir.

 

Saygılarımla.

                                                                              Av. M. Necati ÖZFATURA
                                                                              Türkiye Yeşilay Cemiyeti
                                                                                      Genel Başkanı

 

Alkolün Vücuda Verdiği Zararlar

Alkollü içkiler, mayalanmış şekerli besinlerden bilinen yöntemlerle elde edilen maddelerdir. Alkollü içkiler, aklı, şuuru etkilemek sûretiyle sarhoşluk veren maddelerdir. Her çeşit alkollü içkideki etil alkol miktarı değişik olup, alkol miktarı çoğaldıkça tahribatı ve sebep olacağı olaylar da o oranda artar. Alkolü bir süre kullananlarda ortaya çıkan alışkanlık haline alkol bağımlılığı veya alkolizm denmektedir. Alkol bağımlısı giderek çalışamaz duruma gelir. Görevlerini yapamaz. İşini, kazancını kaybeder. Günlerini içmekle geçirir.Ailesine ve topluma yük olur. Bağımlı olmak, alıştığı maddenin esiri olmak demektir. Bu esaret, insanları hastalıkların, kabalıkların, kavga ve cinayetlerin ve daha ağır uyuşturucuların vartalarında mezara kadar ulaştırır. Zaten hayatını içki ve uyuşturucuya satmış kişiler kesinlikle yaşayan ölülerdir. Her türlü içki ve uyuşturucular hastane,hapishane ve tımarhanelerin sermayesi ve çabuklaştırdığı ölümün de ta kendisidir. Dahası bu oltaya takılanlar için ölüm belki de kurtuluştur. Tabiî kabir ötesinin hesapları ayrı bir konu...

“Alkol kullananların ve alkol kullanmaya bağlı problemlerin oranı ülkemizde maalesef her geçen gün artmaktadır. Alkol,uyuşturucunun daha ciddi bir sağlık sorunudur. Serbestçe satılmaktadır ve medyada ellerinde içki bardaklarıyla seçkin(!) insanlar boy göstermekte, adeta alkolü teşvik etmektedirler.Üstelik “az miktar şarap sağlığa yararlıdır” tarzında uyduruk haberler basında devamlı yer almaktadır. Alkole kimin bağımlı olacağını önceden kestirmek mümkün değildir.Bu yüzden her kullanan potansiyel bağımlı sayılır.Alışkanlık kazandıklarında ise  artık geriye dönüşü olmayan bir yola girilmiştir. Çünkü uzun süren, uğraştırıcı ve masraflı tedavi sürecini tatbik edenlerden alkolü bırakabilenlerin sayısı çok düşüktür...” diye anlatıyor alkolü Psikiyatrist Doç.Dr.Sefa Saygılı ve sürdürüyor: “Alkole bağımlı olanların içkiye başlama yaşı 12-25 arasıdır. Bu yüzden gençlik yılları alkol bağımlılığı için risk taşır. Bu dönemde alkole elini sürmeyen kişinin bağımlı olma ihtimali çok düşüktür.

Alkol bağımlılığında bir başka gerçek, genelde bağımlıların bira ile başlamalarıdır. Bazılarınca meşrubat muamelesi yapılan, ancak diğer alkollü içkilerden farkı olmayan biradan giderek daha yoğun içkilere geçilmektedir. İşte ergenlik döneminde, kişiler birbirlerini içmeye teşvik ederek, böylelikle büyüdüklerini sanarak alkol bağımlılığına itilmektedirler.”

Sigaradan itibaren bütün içki ve uyuşturucuların en büyük zararı beyne ve merkezî sinir sistemine dönük olup, diğer bütün organlara da sayısız  zararları söz konusudur.

İçkinin kalbe zararları: Alkol, kalp ve cilt damarlarını genişletir. Kalbin çalışma hızını artırır, kan dolaşım düzenini bozar, damarların sertleşmesine,tansiyonun artmasına,felç ve ânî ölümlere sebep olur.

İçkinin karaciğere zararları: Karaciğer hücrelerinde yağlanma meydana gelmesine, siroz hastalığına sebep olur, karaciğer büyür. Karaciğerin vazifesi dışarıdan gelecek zararlı maddeleri zararsız hale getirmektir.Karaciğer,içkiyi zararsız hale getirmek için çalışırken fazla yorulur,vazifesini tam yapamaz olur, bir çok zararlı maddenin vücuda girmesine ve çeşitli hastalıklara sebep olur.

İçkinin böbreklere zararları: Alkollü içkinin hangi çeşidi olursa olsun böbrekleri bozar, zamanla iş göremez hale getirir. İdrar bolluğu veren bira, böbrekleri temizlemez,bilâkis yorar.İçki,böbrek iltihaplarına, idrarda şeker ve cerahat gibi anormal cisimlerin meydana gelmesine yol açar.

İçkinin mide ve barsaklara zararları: İçki mide iç zarında yanma hissi meydana getirir, mideyi bozar, ağrı yapar, mide hastalıklarından olan gastrit ve ülsere sebep olur. Hazımsızlık, dolayısıyla iştahsızlığa sebep olur. Bağırsak ishallerine, iltihaplarına ve çalışma düzeninin bozulmasına sebep olur.Zararlı şişmanlığa meydan verir.

İçkinin akla zararları: İçki akıl ve hafızayı zaafa  uğratır.Kıskançlıklar ve unutkanlık meydana getirir. İrade kuvvetini azaltır, ne yaptığını - ne söylediğini bilmez bir hale getirir.İçki beyni uyuşturur, yürümekte zorluk çekilir, kol ve bacak çekilmelerine, yüz ifadesinde bozukluklara sebebiyet verir.İnsan,irade ve dengesini kaybeder.

İçkinin sinir sistemine zararları: Sinirler alkole karşı hassastır,sinir hücreleri zedelenir. El titremeleri, tikler, felçlerden tutun, bütün ani ölümlere varıncaya kadar nice felaketlere sebebiyet verir. Heyecan, telaş, korku, sinir buhranları ve kıskançlık, çeşitli rûhî bozukluklar, içkinin meydana getirdiği normal hallerdendir.

 

Alkollü İçkilerin Topluma Zararları

Çalışma gücü azalır, böylece kazancı az olur. Devam eden israf ve sefahat memleketin fakirleşmesine sebebiyet verir.Sakat ve başkasının sırtından geçinen dilencilerin türemesine,ahlâkın ve manevi değerlerin yok olmasına sebep olur.Memlekette sefahat ve sefalet çoğalır, ahlâksızlık yayılır,kazalar, facialar ve çeşitli hastalıklar ortalığı kaplar. Ve bütün bunlar bir milletin ortadan kalkmasına,medeniyetlerin yok olmasına sebep olabilir. Tarih bunun misalleri ile doludur. Ahlâken çökmüş, çalışmayı terk edip, zevk ve sefâya dalan nice milletler ve medeniyetler bu halleri yüzünden gün gelmiş, tarihten silinip gitmişlerdir. Alkol, ülkede nizam ve asayişi bozar. Çeşitli kavgalara, anlaşmazlıklara, cinayetlere sebep olur. İtimat ve emniyeti yok eder, bunun için karşılıklı yardım ve iş görmeyi önler.

Yakın tarihlerde ABD’li bilim adamları,alkol bağımlılığının,beyinde hasara yol açarak gen mekanizmasını karıştırdığını belirlediler. Kronik alkol bağımlılığının,virüsün bilgisayarda bıraktığı tahribat gibi beyinde tahribata yol açtığını ortaya çıkaran bilim adamları,alkole yüklenen insanların beyinlerindeki kritik bölgelerde moleküler seviyede program değişikliği meydana geldiğini belirttiler.


Alkol Beyni Köreltiyor

Beynin üst tarafını oluşturan kabuk bölgesinde yapılan araştırma, alkolün, beynin sağlıklı düşünme ve karar verme konusunda en kritik bölgesini oluşturan bu kısımda, büyük hasar meydana getirdiğini ortaya çıkardı. Alkol bağımlılarında tolerans dengesinin azaldığına ve buna bir takım genlerin neden olduğuna işaret eden bilim adamları,50 bin genden herhangi birinin alkolün etkisiyle beyinde hasar meydana getirdiğini düşünüyor. Beyin dokularında 4 bin gen üzerinde araştırma yapan bilim adamları, alkolikler ve alkolik olmayanların beyin dokularından alınan genler arasında, 163 genin farklı olduğunu belirledi. Araştırmacılar, alkol bağımlılığının beyinde meydana getirdiği hasarın, bilgi taşıyan hücrelerin işlevini tam olarak yapmasını önlediğini de belirtiyorlar.

 

Alkolün Azı-Çoğu

 

İskoçya’da doktorların yaptığı bir araştırmaya göre acil servislere gelen her dört hastadan biri alkol kullanmaktadır. Alkollü olarak rahatsızlanıp, acil servislere kaldırılan vak’alardan tespit edilenlerin en gencinin henüz 10 yaşında olması, bu problemin çocuk yaşlara kadar düştüğünü göstermesi bakımından ilgi çekicidir. Kendine zarar verme vak’alarının hemen hemen hepsinde, kollapsların ve fiilî saldırı hallerinin yarısında alkol kullanımı söz konusudur. Her ne kadar çalışma aşırı içki tüketiminin görüldüğü Highlands’da yapıldıysa da, sonuçların İngiltere çapında yapılan diğer araştırmalarla benzerlik gösterdiğini Raigmore Hastanesi Travma ve Acil Servis doktorları belirtmektedir.

Doktorlar,servislerinde 638 hastayı teste tâbî tuttular.Tükürük örneği veren 544 kişiden 122’sinin alkol aldığını buldular. Sarhoş olan 18 kişi teste girmeyi reddetti, 14 kişi de test uygulanamayacak kadar sarhoş çıktı. Çalışma sonuçlarına göre alkol kullananlardan %13’ü resmen alkol almamış muamelesi yapılan kanunun alkol sınırındaydı. %5’i de daha üstündeydi. Testte pozitif ( yani alkollü ) çıkanlardan yedisinin yaşları 10-17 arasındaydı.Fakat 41-60 yaşları arasında da bir yoğunlaşma vardı. Alkol problemi yaşayan erkeklerin sayısı kadınların iki katıydı.Ancak her iki cinste de benzer alkol konsantrasyonu mevcuttu. Bu, kadınların artık daha çok içtiğini ve erkeklere oranla daha az alkol alımında bile alkolle ilgili problemler yaşadığını göstermekteydi. Doktorlar, acil servislerinin alkol kullanımını tespit etmede ve müdahale servislerinin alkol ile ilgili problemleri azaltmada kullanılabileceğini belirtiyorlar ve şunlara dikkat çekiyorlar:

“Bu çalışma az ve orta düzeyde alkol kullananlar üzerinde de eşit derecede durulması gerektiğini gösteriyor. Çünkü bu insanların alkol kullanımı da hastalık ve yaralanma riski ile yakından ilişkili...”

Ayrıca doktorlar, genel hastanelerdeki alkolle ilgili problemler üzerine yoğunlaşan minimal müdahale servislerinin sağlık harcamalarını önemli ölçüde düşüreceğini de araştırmalarının sonuna eklemekteler. Demek ki “az alkol içilebilir,bir zararı yoktur” sözü safsatadan ibarettir, uydurmadır. Zaten kişilerin azda kalması,az içince alkole ara vermesinin pek mümkün olmaması bir yana, acil servislere, kendine zarar verme, kazalara maruz kalma, kollapslara ve fiilî saldırılara uğrama gibi problemlerle getirilen vak’alarda az alkol kullanımı da dahil olmak üzere,yoğun alkollü olma mevcuttur. Araştırmalar az alkol iddiasını yalanlamakta; alkolün damlasının dahi zararlı olduğunu ispatlamaktadır

 

Alkole alışmamak İçin

  • Alkol asla bir gıda değildir. İnsanlar için sadece zararı söz konusudur. Bu sebeple her türlü alkollü içkiden kaçınmalıdır.
  • İçmeniz için yapılan ısrarları kesinlikle kabul etmeyiniz. Zîrâ, bir kadeh içki belki de alkol alışkanlığınızın sebebi olabilir.
  • Bunu kullananlar başkalarına da içirmek ve sevdirmek isterler. Mecbur değilseniz bu insanlarla dost olmayın.Onlardan uzak durun.
  • Alkol için söylenmiş güzel sözlere,aldatıcı reklamlara asla aldanmayın. Onun yerine sağlığınıza yararlı olan meyvalar ve şifalı sulara rağbet gösterin.
  • Bazı asabi ve ruhi rahatsızlıklarınız varsa, alkol ve benzerlerini tavsiye edenlere aldanmayın. Bunların tedavisi için sağlık merkezlerine, uzman hekimlere ve psikologlara başvurun.Kendinize yararlı meşguliyetler bulun.
  • Alkollü içkiler iştah açıcı değildir.Tam tersi zamanla mide rahatsızlıklarına, iştahsızlıklara ve sindirim bozukluğuna sebep olarak fayda yerine sadece zarar verirler.
  • Alkollü içkilerin kalp ve damar rahatsızlıklarına faydalı olduğu yolundaki yaygın fakat tamamiyle yalan ve yanlış olan tavsiyelere de inanmayın. Bu konuda da uzman doktorların tavsiye ve tedavisine başvurunuz. En doğru yol budur.


Sigara Hakkında Genel Bilgi

 

Bileşiminde nikotin ve 4 bine yakın zehirli madde bulunan tütün bitkisinin kıyılmış, kurutulmuş ve kullanılmaya hazır duruma getirilmiş yaprağından sigara yapılır. Tohumu son derece küçük olduğu için önce fideliğe ekilen tütün sonra tarlaya aktarılır. Tütünün anayurdu Amerika’dır.Avrupa’ya Amerika’nın keşfi ile gelmiştir. Kuzey Amerika,Meksika ve Haiti’de yerliler mabetlerde yakarak dumanını çekerlerdi. Kolombos ve arkadaşları 1511’de Petrus (Tabaccos) ismiyle İspanya ve Portekiz’e soktular. 1560 senesinde Fransa Büyükelçisi Jean Nicot Fransa Sarayı’na şifa verici bir bitki olarak tütün tohumlarını soktu.Tütün Fransa’dan Almanya’ya,daha sonra da bütün dünyaya yayılmıştır.Nicot’un ününe izafeten tütünün içindeki zehire Nikotin adı verildi.

Tütün tohumu Osmanlı Devleti’ne (1605-1606) senesinde yabancı gemilerle getirilerek,ilk tütün ekimi Selanik vilayetinin Yenice-Vardar kasabasında yapıldı. Dördüncü Murat zamanında tütün yasaklandı.1862’de tütün ithali serbest bırakıldı ve tekel altına alındı. Bilahare tekrar ithali yasaklandı. 1874’de yurt içinde istihsali serbest bırakıldı. Türkiye’de 600 bin civarında aile (2.5 milyon kişi)nin geçimini tütün ekimi sağlamaktadır. Dünya genelinde 1 milyar 360 milyon, ülkemizde ise 22 milyon insan (çoğunluğu gençler olmak üzere) sigara kullanmaktadır. Bunların büyük bölümü de bağımlı (tiryaki) dır.

Tüketimi özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde giderek artan sigara illeti ile mücadele konusunda düzenlenen bir panelde konuşan Prof.Dr.Asaf Ataseven, bakın tütünü nasıl tarif ediyor: “Tütün, yapraklarında tanen, zamk, nişasta ,reçine ve alkoloidler bulunan  bir bitkidir.Bu alkoloidler içinde miktarı en fazla olan nikotin alkoloididir. Nikotin sulfat tuzları, tarımda böcek öldürücü olarak kullanılır. Nikotin zehirli bir madde olduğu için tıpta kullanılmamıştır ve bir ilaç değildir.5-6 damla nikotin zerkedilen bir köpek derhal ölür.Gene bir paket sigaranın ihtiva ettiği nikotin bir insana zerkedilse,insanı öldürebilir.Günlük hayatta sigara aralıklarla içildiği ve zehirli maddelerin önemli bir kısmı ağızdan çıkan dumanla dışarı atıldığı için öldürmüyor.”

 

Beyin tümörlerinin %99’u, Beyin kanamalarının %85’i, Akciğer kanserlerinin %90’ı, Gırtlak kanserlerinin %99’u sigara kaynaklıdır. Sigara içenlerde kırmızı küreciklerin oksijen taşıma kapasitesi 1/6 ilâ 1/3 oranında azalır. Sigara içenlerin vücuduna %15 ilâ %33 daha az oksijen girmektedir. Bu en önce beyin ve kalbin harabiyeti demektir. Tütün dumanında 4000 adet zararlı madde vardır. Sigara içen kadınlar içmeyen kadınlardan 15 yaş fazla ihtiyarlamaktadır. Sigara içen annelerin çocukları,oksijen azlığı sebebiyle geri zekalı olur. Tiryaki hanımların çocuklarında sakatlık ihtimali %65 gibi ciddi bir çizgidedir.  Sigara içen kadınlarda kısırlık 10 kat fazladır. Erken doğum ve düşüklerin %80’inin sebebi sigaradır. Dünya ülkelerinde çıkan yangınların %70’inden sigara sorumludur. Sigaranın sebep olduğu ölümler, diğer uyuşturucularınkinden 13 kat fazladır. Sigara içenlerde ani ölüm, içmeyenlere oranla 10 kat fazladır. 45-50’nin altındaki erkeklerde koroner (kalp)den ölenlerin %80’i sigara kaynaklıdır.

Tütündeki radyoaktif, kurşun ve polonium, radyoaktif parçalar olarak hücreleri mahvetmektedir. Bacak damar tıkanıklıklarının %90’ı sigaradandır.  Günde 1 paket sigara içenlerin vücudunda 20 yılda 7 kg. is ve katran birikimi olmaktadır.

 

Tütün içiminin Avrupa’da 1559 yılında başladığı ve buraya 1556’da Amerika’dan geldiğini daha önce söylemiştik. Kâtip Çelebi’ye göre tütün 1601 tarihinde İngilizlerin eliyle İstanbul’a gelmiş ve bazı göğüs hastalıklarına iyi geldiği rivayetiyle(söylentisiyle) hızla yayılmıştır. Zamanın cerrahlar şeyhi İbrahim Efendi tütün aleyhine fetva vermiş, daha sonra ise   IV. Murat tütünü yasaklamıştır.1690 yılında kendisi bir tütün müptelası olan Şeyh’ül-İslam Bahayi Efendi helal olduğuna dair fetva vermiştir. 17. yüzyıldan itibaren tütün yaygınlaşmış, 19.yüzyıldan itibaren de ince kağıda sarılarak (sigara halinde) kullanılmıştır.

Tütün alışkanlığı dünyada görülen en yaygın alışkanlıktır. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın yayınlarına göre kişi başına en fazla tütün tüketen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Sigaranın zararları geç anlaşılmış ve ondan sonra aleyhine kampanyalar başlatılmıştır. Ancak ekonomik ve politik nedenlerle hükümetler yeterince ilgilenmediğinden istenen neticeler alınmamaktadır.

Dünya Sağlık Teşkilatı sigara içmeyi salgın bir hastalık (epidemi) olarak nitelemektedir.Teşkilatın bu değerlendirmesi 30yıllık bir sürede gerçekleştirilen 8 büyük araştırmanın sonuçlarına dayanmaktadır. Bu projelerde 2 milyona yakın insan ve 290 bin kadar ölüm vak’ası tetkik edilmiştir. Tütün dumanında binden fazla madde bulunmaktadır.Bunlar arasında insana zararlı olanların bir kısmı şunlardır:

  • Nikotin: Muhtemelen alışkanlık oluşumuna yol açmaktadır.Sinir sistemini uyarıcı ve baskılayıcı etkileri,ayrıca kalp-damar sistemine zararlı tesirleri bulunmaktadır.
  • Kansorejen Maddeler: Tütün dumanındaki kimyasal maddelerin bir çoğunun kanser yapıcı olduğu anlaşılmıştır. Bunlar arasında nitrozaminler,benziprenler,fenoller,hidrokarbonlar önemlidir.
  • İrritan(tahriş edici)Maddeler: Solunum yollarında daralmaya sebep olurlar. Solunum yollarının yabancı maddelerden, kirlerden, mikroplardan temizlenmesinde çok önemli rolü olan “titrek tüylü epitel tabakası”nın bozulmasına ve aşırı müküs ifrazatına sebep olurlar.
  • Karbonmonoksit: Tütün dumanında %1 ilâ %5 kadar bulunabilen bu madde, kanda karboksihemağlobin artışına yol açarak oksijenin taşınmasını aksatmaktadır.Buna bağlı olarak doku ve organların beslenmesi bozulur, kişinin iş kapasitesi azalır. Karbonmonoksit ayrıca,kandaki C vitamininin azalmasına yol açar.

Sigara içmek bir alışkanlık olmasının ötesinde bir kitle zehiridir. Sadece kendi zararıyla kalmaz, aynı zamanda daha zararlı alışkanlıklara da sürükler. Esrar gibi bir takım zararlı maddeleri muhafaza eder. Sigara içenlerde alkol ve uyuşturucu kullanma eğilimi daha fazladır. Eroin ve diğer uyuşturucu alışkanlıkları genelde sigara ile başlamaktadır. Sigara irade zayıflaması, tembellik ve rehavete alıştırır. Biraz keyif verir, fakat bu keyfi kısa zamanda çok fazlasıyla götürür.Rûhî gerginlik ve sıkıntıyı azaltmak için bir anlık içilen sigara, zamanla rûhî bir alışkanlık ve davranış biçimi olmaya başlar.Kesildiği zamanlar sıkıntı artar, zihnî faaliyetler zayıflar,yorgunluk, bitkinlik, iştahsızlık,uykusuzluk,baş ağrısı belirtileri kendini göstermeye başlar. Bunlar sigara eksikliği belirtileridir ve artık kişi sigaraya bağımlı haline gelmiştir. İrade dışı bir şeye bağımlı olma hali sigaranın yol açtığı zararların başında gelmektedir.

Sigara, erken ölüm ve hastalıkların önlenebilir en önemli sebebini oluşturmaktadır.Bu alışkanlık milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine ve çok daha fazlasının sakat kalmasına yol açmaktadır.Sigara büyük ölçüde vücudu etkilemekte ve pek çok hastalığa sebep olmaktadır.Bu hastalıklar arasında sigarayla ilişkisi net olarak belirlenmiş olanları şöyle sıralayabiliriz:

  • Kanser
  • Kalp-Damar Sistemi hastalıkları
  • Solunum Sistemi hastalıkları
  • Sindirim Sistemi hastalıkları

Çabuk ulaşılabilir olması sebebiyle gençler arasında sigara içmek oldukça yaygındır. Gelişmiş ülkelerde 12-17 yaş arasındaki her beş ergenden birinin sigara tiryakisi olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise bu oran daha yüksektir. Sigara kullanımı başlı başına zarardır.Gençler için ise adeta mayınlı bir tarladır.Şu gerçeği de unutmayalım:Sigara içen gençler aynı zamanda alkol ve uyuşturucu bağımlılığına yatkın kişiler haline gelmektedir.Çünkü sigara,kişinin öteki kötü alışkanlıklara karşı direncini de azaltmaktadır. Aslında sigarayı ilk içen genelde haz almaz, ancak ısrarla kullandığında bir süre sonra zevk duyar. Bazıları sadece meraktan sigaraya başlar, içmekle büyüdüklerini ve havalı olduklarını zannederler.Derken, ardından bağımlılık gelir.

Çocuğunun sigaraya başlamasını istemeyen anne-babanın başta kendisinin kullanmaması gerekir.Elindeki sigarayla oğluna nasihat eden babanın etkisinin ne derece olacağına siz karar verin. Çocuklara sigaranın zararlarından ve bağımlılıktan kurtulmanın zorluğundan bahsetmekte yarar vardır. Çocuğunuzun sigara içip içmediğini araştırmalı,bu konuda meraklı olmalı ve fakat onu sıkboğaz da etmemeniz gerekir. Sigaraya gençlik döneminde alışmayan birinin tiryaki olması zordur. Çünkü sigara içenlerin %95’i sigaraya 21 yaşına kadar başlamışlardır.   Çocuğumuzun sağlıklı, mutlu ve kendinden emin bir hayata adım atmasını sağlamanın en önemli yolu, ona kendini iyi hissettirecek şeylerden söz etmenizdir. Kendilerini sevmeye başlamaları onları sağlıklarına kavuşturacaktır. Bedenimizin de bir emanet olduğunu, kendimizi seviyorsak onu korumamız gerektiğini bilmelidir. Evde ve yanınızda sigara içmesine kesinlikle müsaade etmeyin. Aslında bu bir Anadolu geleneğidir ve çok mâkul sebeplere dayanır. Son olarak ona verdiğiniz cep harçlığı hakkında bir kez daha düşünün.Acaba harçlığı fazla mı gelmektedir?Öyle ise azaltılmasında fayda vardır.

Tütün ya da sigara içiminin sağlığa olan zararları yanında ekonomiye olan zararları da azımsanmayacak boyuttadır. Bu alışkanlık sebebiyle oluşan ekonomik kayıpları iki grupta toplamak mümkündür: Doğrudan ve dolaylı kayıplar. Amerika’da yapılan hesaplara göre sigaranın sebep olduğu doğrudan kayıplar yılda yaklaşık 15 milyar dolar,dolaylı kayıplar ise 35 milyar dolardır. Tütün üretimi sırasında zararlı ot ve böcekleri öldürmek amacıyla kullanılan pestisit ve insektisitlerin gerek çevreye, gerekse çalışan

tarım işçilerinin sağlığına ciddi zararlar verdiği bilinmekte ve bu yolla oluşan dolaylı ekonomik kayıpların tutarı ne yazık ki hesaplanamamaktadır. Sigara içimi dışında tütün üretimi sırasında oluşan bazı ekonomik kayıpların varlığı da söz konusudur...Bu kayıpların başında ormanların ve tarıma elverişli alanların,tütün üretimi için tahribi ile bilinçsizce kullanılan tarım ilaçlarının yarattığı tehlikeler gelmektedir.

Daha basit bir deyimle üretilen her 15 paket sigara için Üçüncü Dünya Ülkeleri’nde iki ağaç yakılarak yok edilmektedir. Ülkemizde şu anda 1 paket sigara ortalama 1 milyon.Günde 1 paket içen için ayda 30 milyon.Yılda en az 360 milyon TL.30 yılda yaklaşık 11 milyar TL. Bu para çalıştırıldığı taktirde yine en az 25 ilâ 30 milyar TL...emekli olan vatandaş için uygun bir daire...Dilerse oturur,dilerse kiraya verir ve güzel bir gelir kapısı açmış olur. Bu mâlî meblağ,tiryakinin sadece sigaraya ödediği ve aile gelirinin her ay en az %15’ini götüren fuzûlî bir masraf kapısıdır.Bu fuzûlî masraf ayrıca 3 zarara sebep olmaktadır:

  • Bu gider,aile efradının eksik beslenmesine sebep olmaktadır.
  • Bu masrafla tiryaki;kendisine,aile fertlerine ve kapalı yerlerde diğer insanlara hastalık ve bu yolla akla gelmedik tedavi masrafları yüklemektedir.
  • Tiryaki erkek ve kadınlar doğan ve doğacak nesillere de,parasal hesabı yapılamayacak sayısız zararlar vermektedirler.

Sigara içen bir kişi çalıştığı firmaya yılda 4 bin 600 dolar ek yük getirmektedir.Amerikan İşçi Sağlığı Örgütü,sigara içen bir kişinin çalıştığı firmaya ek maliyet yüklediğini,bu maliyetin içinde sigara dumanının çevreye verdiği zararın yanı sıra,çalışan kişinin sigara içmekten doğan hastalık giderlerinin de bulunduğunu saptadı. Firmalar bu tespitten sonra, çalışanlar için sigara içme yerleri yaptırma yerine,onları sigara içmekten alıkoyacak yöntemleri bulmak için çaba sarfetmeye başladılar. Bu arada bazı işyerleri İşçi Sağlığı Örgütü’nün bulgularını gerekçe göstererek çalışanlara,çalıştıkları süreler içerisinde sigara içmeyi yasak ettiler. Sigaranın ülkemizde halk sağlığına verdiği zarar,her yıl sağlanan kârın tam dört katıdır. Bunlar sağlık masraflarına dayalı bulgulardır.Gerçekte sigaradan her yıl meydana gelen 160 bin ölüm, bundan çok daha fazla insana getirdiği ömür boyu süren hastalık ve sakatlıklar ve de sigaradan meydana gelen ölü doğumların ve düşüklerin parasal hesabı yapılamaz.

 

Uyuşturucu Hakkında Genel Bilgi
 

Kötü alışkanlıkların başında gelen uyuşturucu madde kullanımının insan sağlığına,akıl ve rûhî sistemlerimize,topluma yaptığı tahribat tek kelime ile korkunçtur. Hâli hazırda bütün dünya ülkelerinde uyuşturucu madde kullanma alışkanlığı bir çığ gibi artmakta ve ülke sorumluları bu felaketin nasıl önleneceğini düşünmektedirler. Uyuşturucu madde; silah kaçakçılığında, casuslukta, anarşik hadiselerde ve bir ülkenin diğer ülke gençlerini dejenere eden soğuk harpte, gayri meşrû kazançlarda en müessir ve en çok kullanılan tahribkâr bir vasıtadır. Bilhassa gençleri bu felaketten korumak ve kurtarmak insanî ve millî bir vazifedir. Bu bataklığa saplanan gençler,tehlikeyi bilmediklerinden basit bir hevesle ve kötü arkadaşların telkini ile beden ve dimağlarını, istikballerini uçuruma atmış olmaktadırlar.İnsanın davranışlarında, düşüncelerinde, duygularında anormal değişiklik meydana getiren tabiî ve sentetik maddelere uyuşturucu madde denir. Uyuşturucu maddelerin sayıları pek çok olmakla beraber en çok kullanılanları şunlardır:Afyon, Morfin, Eroin, Esrar, Kokain, Kadinin, Anhalim Levini,LSD ve Kloral Eter’dir.

 

Başta uyuşturucular olmak üzere, bütün çirkin ve zararlı alışkanlıklara zemin hazırlayan “Uyuşturucu Kültürü”, bilindiği gibi 20.asrın son yarısında istilâcı süper güçlerin, toplum yapısının temelini teşkil eden bütün milli ve manevi değerleri, mistik inanç ve mukaddesleri yok etme uygulamasıdır. Amaç, uydu haline getirilmesi istenilen ülke ve toplumun milli mukavemet ve savunma gücünü yok ederek, onun her türlü sömürüye müsait hale getirilmesidir.

Fuhuş, rüşvet, kumar, ırza tecavüz, intihar, cinsî sapıklık ve uyuşturucu kapsamına giren madde alışkanlıkları, ailenin yıkımı gibi cemiyeti çözen ve çökerten iptilâ ve eğilimler uyuşturucu kültürünün unsurlarıdır. Müstehcenliği, fuhşiyat ve her türlü sapıklığı, yıkıcı modaları telkin ve teşvik eden, karşıt ideolojilerle toplumu ve bilhassa gençliği kamplara ayıran, kezâ fırsat buldukça bunları çatıştıran, ülkeyi anarşi arenasına çevirmeyi görev edinen bütün yazılı-sözlü, canlı-cansız basın-yayın araçları, başta eğitim-öğretim olmak üzere, bütün devlet kademelerinde yuvalanmış 5’nci kollar, mensupları ve uyduları uyuşturucu kültürünün vâsıtalarıdır. Varlığın üstün ünitesi olan insan türünü, her türlü milli, medeni ve ahlâki değerlerden tecrit eden, onu sorumsuz bir hayvan menzîlesine indiren bu kültür ve fikirleri çürütme faaliyetine, uyuşturucu stratejisinde;“Karşı Kültür”,“Hipi Kültürü”,“Uyuşturucu Kültürü” gibi isimler verilmektedir.

Bu sebeple, her türlü yıkıcı faaliyetlerde olduğu gibi, bilhassa gündemdeki konu olan uyuşturucu salgını ile mücadelede de başarının temeldeki şartını biz, şu gerekçelerde bulmaktayız: Patolojik salgınlar için nasıl ki,patolojik vasatın teşekkülü gerekli ise,uyuşturucu salgınları içinde uyuşturucu kültürünün gelişmiş olması öylece şarttır.

Bu sebeple uyuşturucu salgınını önlemenin temeldeki şartı, uyuşturucu kültürünü engellemektir. Bunun en kesin yolu ise; uyuşturucu kültürüne hizmet eden kaynaklara bu fırsatı vermemek, uyuşturucu kültürüne karşı millî kültürü güçlendirmek, uyuşturucu kültürünün aktif unsuru olan idol (çirkin örnek)lerin yerine, ideallerin (güzel örnekler),yıkıcı ve bölücü ideolojilerin yerine ise millî ve manevî idealleri ikame etmekten ibarettir. Bu ise,en önce Milli Eğitimin ve kitle eğitiminin en güçlü vâsıtası olan medyanın görevidir.

 

 

Bilgisizlik: Tehlikeden habersizlik ve bu sebeple konuyu hafife almak.

Özenti: Özenti sergilemede en önemli payın medyaya ait olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Merak: Denerim,bırakırım kafası... Fakat, bir veya iki deneme genci belki de dönüşü olmayan yola sokmaya yeterli gelmektedir.

Moda: Çevreye uyma gayretkeşliği.

Bozuk Çevre ve Hasta Toplum: Bilindiği gibi hastalıklar da, alışkanlıklar da sârîdir. İnsandan insana kolaylıkla geçebilir.

Manevi Boşluk: İnanç zayıflığı. Bozuk aile ilişkisinden ve hasta toplumdan kaynaklanan güvensizlik duygusu, gelecek karşısındaki kaygılar strese, sıkıntıya yalnızlığa iter. Ve bundan kurtuluş için gencin ilk başvurduğu mercî ise her çeşidi ile uyuşturucular oluyor.

Eğitim Yetersizliği: Eğitimdeki büyük zâfiyet ve yapılan yanlışlar. Maddeci felsefeye dayalı eğitimler insanları bencilliğe(egoizme), şahsi çıkarcılığa, cismânî hazcılığa iten temeldeki sebeplerdir. Bu yol anarşi, tahrip ve kargaşa, kavga yoludur. Toplumu iflas ve inkıraz (çöküş) dan başka bir yere götürmez.

Genetik Yapı, Grup Baskıları, Kötü Arkadaş

 

Zehirlenme: Alınan uyuşturucu madde vücudu zehirler. Zehirlenme bir defa olursa “had zehirlenme”,zehirlenmeler tekrar ediyorsa “müzmin zehirlenme” denir.

Mide ve Barsaklardaki Tesiri: Uyuşturucu madde kullananlarda kusma, bulantı, karın ağrıları, ishal, mide ve bağırsak kanaması, ülser, mide ve bağırsakların iç cidarlarında kan toplanması ve şişkinlik,yara ve tahribat meydana gelir.

Böbreklerdeki Tesiri: Uyuşturucu madde kullananlarda idrar tutulması veya artması olur. İdrarda albümin ve kan miktarı artar,uyuşturucu madde böbrek hücrelerini tahrip ederek,ciddi böbrek hastalıklarına ve ölümlere sebep olur.

Karaciğere Tesiri: Kullanılan uyuşturucu madde karaciğer kifayetsizliğine, karaciğer büyümesine ve yağlanmasına, karaciğerin anormal şekilde çalışmasına sebep olur. Rahatsızlığın ilk işareti kaşıntılardır. Neticede ise karaciğer iflâsı ve ölüm...

Gözlere Tesiri: Uyuşturucu maddenin gözlere tesiri büyüktür. Şaşılık, ışığa ve mesafeye mutâbakatsızlık, gece körlüğü, göz bebeğinin daralması ve genişlemesi, göz adale felci, uyuşturucu maddenin beklenen ve her zaman görülen tesir e tezâhürleridir.

Solunum Sistemine Tesiri: Uyuşturucu madde kullananlarda nefes darlığı, öksürük ve boğulma hissi görülür. Akciğer ve kalp harabiyetleri olağandır.

Kan Üzerindeki Tesiri: Uyuşturucu madde kullananlarda kansızlık, kan zehirlenmeleri, kan hücrelerinde şekil ve adet bakımından değişiklikler olur.

Deri Hastalıkları: Uyuşturucu madde kullananlarda deri üzerinde kızartılar, kabarcıklar, sivilceler, yaralar, siyah renkli noktalar, sertleşmeler meydana gelir.

Asabî ve Rûhî Hastalıklar: Uyuşturucu maddelerin sinir ,akıl ve rûhî sistemler üzerindeki tahribatı, diğer organlara yaptığı tahribatın çok üzerindedir. Delilik, erken bunama, şuur kaybı uykusuzluk, felçler, zekâ ve hafıza geriliği, hezeyanlar, rûhî tearrüşler, illusyon hallusinasyonlar ve çeşitli akıl hastalıkları uyuşturucu madde kullananların tabiî âkıbetidir.

 

 

Uyuşturucu kullananları kendilerinde husûle gelen bazı belirtilerle tanımak mümkün olabilir.

  • Kişinin ilaçları saklamaya veya gizlemeye çalışması
  • Cilt üzerinde dövmeye benzeyen mor ve siyah iğne yerlerinin olması
  • Damarlar üzerinde veya damarların satha yaklaştığı yerlerde su toplamasını andıran iltihapların varlığı
  • Uyuşukluk, uykulu olma veya kendinden geçme (başın öne düşmesi) bilhassa aynı zamanda kaşıntı varmış gibi vücudu kaşıma eğilimi. Bu, bazen uyuşturucu madde veya onların sentetik maddelerinin dozunun fazla kaçırılmış olduğuna işaret eder.
  • Tamamen tecrit edildiği veya gözaltında tutulduğu taktirde müptelâ olduğu ilacı alamamaktan dolayı bazı yoksunluk belirtileri göstermesi
  • Gözbebeklerinin eb’adının büyük ölçüde değişmesi
  • Kişinin oturup gözlerini boşluğa dikmesi
  • Ateşe tutmak için sapı arkaya bükülmüş çay kaşığı veya tel saplı metal bir şişe kapağı, şırınga gibi uyuşturucu kullanımında kullanılan aletlerin bulunması
  • Uyuşturucu kullananların lisanı olan özel argonun bilinmesi
  • Kişinin belirli zamanlarda (genellikle 4-5 saatte bir) ortadan kaybolma eğilimi içinde bulunması (uyuşturucuyu kullanabilmesi için)
  • Kişinin kazancı ile diğer ihtiyaçları dışındaki harcamaları arasında dengesizliklerin olması
  • Önceden güvenilir olan bir kişinin cinayet, gasp, beyaz kadın ticareti, hırsızlık, zimmetine para geçirmek, kalpazanlık, dolandırıcılık, fahişelik vb. gibi suçlara yönelmesi (uyuşturucu ihtiyacını karşılayabilmek için)
  • Uyuşturucu bağımlıları sinirlidirler. Enjekte zamanı yaklaştığında, gözlerinin sulanması, burunlarının akması, kaşıntı ve esnemelerin olması, gözbebeklerinin büyümesi gibi ilk belirtileri görülür.

          ZARARLI ALIŞKANLIKLARDAN KORUNMA

Her insan hayatta başarılı ve mutlu olmak ister. İnsanın başarılı ve mutlu olabilmesi için başarısız ve mutsuz kılan nedenlerden sakınması, başarılı ve mutlu kılan şartları yerine getirmesi gerekir.
İnsanı başarısız ve mutsuz kılan sebepler;

  1. Olumsuz düşünmek,
  2. Olumsuz dil kullanmak,
  3. Olumsuz davranmak

Olumsuz düşünmek, bizi güçsüz kılan ya da temel değerlere aykırı olan duygu ve düşüncelere sahip olmaktır. Olumsuz dil, bizi ve muhatabımızı güçsüz kılan veya temel değerlere aykırı olan dildir. Olumsuz davranış, bizi ve muhatabımızı güçsüz kılan veya temel değerlere aykırı olan davranıştır.
Beş (görme, işitme, tat ve koku alma, dokunma) duyumuzla çevremizden aldığımız uyarılar olumlu ise, olumlu düşünür, olumlu dil kullanır ve olumlu davranırız; bu uyarılar olumsuz ise olumsuz düşünür, olumsuz dil kullanır ve olumsuz davranırız. Olumlu düşünmek, olumlu dil kullanmak ve olumlu davranmak için çevremizden aldığımız bütün uyarıların olumlu olması gerekir. Ancak o zaman başarılı ve mutlu oluruz.
Başarılı ve mutlu olmanın şartları;

  1. Olumlu düşünmek,
  2. Olumlu dil kullanmak,
  3. Olumlu davranmaktır.

Olumlu düşünmek, bizi güçlü kılan ve temel değerlere uygun olan duygu ve düşüncelere sahip olmaktır. Olumlu dil, bizi ve muhatabımızı güçlü kılan ve temel değerlere uygun olan dildir. Olumlu davranış, bizi ve muhatabımızı güçlü kılan ve temel değerlere uygun olan dildir. Duygularımızın, düşüncelerimizin, dilimizin ve davranışlarımızın biz ve muhatabımızı güçlü kılması için; neşeli, iyimser, azimli ve çalışkan kılması gerekir. Temel değerler toplumu ayakta tutan ahlâki değerlerdir. Bu değerlerin bütünü genel ahlâktır. Genel ahlâkı meydana getiren ahlâk türleri; bilim, basın, sanat, siyaset ve meslek ve ticari ahlâkı ile cinsel ahlâktır. Başarılı ve mutlu olmamız için dışarıdan aldığımız bütün uyarıların genel ahlâkı meydana getiren ahlâk türlerinin her birine uyması gerekir.


Olumsuz uyarılar insanı başarısız ve mutsuz kıldığı gibi, zararlı alışkanlıklar edinmesinde de büyük rol oynar. Eğer biz, her türlü olumsuz uyarılardan uzak durursak, hem zararlı alışkanlıklardan korunmuş hem de başarılı ve mutlu oluruz.
Adı ne olursa olsun, insanın ruh ve beden sağlığına zarar veren her alışkanlık zararlıdır. İnsanları zararlı alışkanlıklara yönlendiren sebepleri üç grupta toplamak mümkündür:

  1. Olumsuz çevreyle (özellikle arkadaş çevresiyle) ilgili sebepler.
  2. Merak, özenti, taklit duygularıyla ilgili sebepler,
  3. Mutsuzluk sebepleri.

İnsanı etkileyen başlıca çevreler; aile, okul, arkadaş, üniversite, medya, sanat ve iş çevresidir. Günümüzde insanları en çok etkileyen çevre medyadır. İnsanlar, özellikle çocuklar ve gençler gördüklerini taklit eder, öğrendiklerini yapar, öyle ise, insanlara gösterilenler ve öğretilenler öyle olmalıdır ki, bunlar taklit edilip yapıldıkları zaman, insanlar yasalara ve genel ahlakâ aykırı hiçbir şey yapmamış ve hiçbir zararlı alışkanlık edinmemiş olsunlar. Basın ahlâkı; yazılı, sesli ve görüntülü bütün yayınların, toplum huzurunu ve genel ahlâkı koruyarak yapılmasıdır.

 

İnsan çevresinden gelen olumsuz uyarılara karşı korunmaya muhtaç bir varlıktır. Zihin mekaniği, zihnin iradeye bağlı olmadan çalışmasıdır. Psikolojideki çağrışım kanunları zihin mekaniğini mümkün kılmaktadır. Gördüğümüz, duyduğumuz ya da okuduğumuz bir şeyin daha sonra benzerini veya zıddını görür, duyar veya okursak, onu hatırlarız. Belli bir yerde ya da belli bir tarihte bir olay olduktan sonra, o yerde veya o tarihte yaşanan başka bir olay, kendinden önceki olayı hatırlatır. Bu hatırlama çağrışım kanunları gereğidir. Bunda irademizin ve mantığımızın bir rolü yoktur. İnsan psikolojisinin bu özelliği, basın ahlâkının zararlı alışkanlıklarla mücadelede ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.


İnsanın sağlıklı, başarılı ve mutlu olabilmesi için beden ve ruh sağlığının her türlü zararlı şeylerden korunması lâzımdır. İnsanın ruh ve beden sağlığını bozan şeylerin başında zararlı alışkanlıklar gelir. Başlıca zararlı alışkanlıklar; sigara, alkol, uyuşturucu ve kumar bağımlılığıdır.
           
SİGARANIN ZARARLARI


Sigarada 4000 çeşit zehirli madde vardır. 1991 yılında ülkemizde sigara yüzünden ölenlerin sayısı 200 bindir. Bunun 160 bini sigara tiryâkisi; 40 bini ise bebekler ve küçük çocuklar (duman altı olanlar) dır. Gırtlak ve beyin kanserinin %99’u, beyin kanamalarının %85’i, damar tıkanıklıklarının %90’ı, akciğer kanserlerinin %90’ı sigara kaynaklıdır. Sigara içenlerin vücuduna %15 ila %33 oranındı daha az oksijen girmektedir. (Kapalı bir odada içilen bir tek sigaranın dumanı iki aylık bir bebeğin ölümüne neden olmuştur.) 100 tiryakiden 50’si sigara yüzünden ölmektedir. Sigara sağlığın olduğu kadar cilt güzelliğinin de düşmanıdır. Anne adayı sigara içerse, çocuğu; %80 erken veya ölü, %65 özürlü (alkolde %100), %20 normal sürede, fakat normalden küçük doğar.

 

ALKOLÜN ZARARLARI
İnsanın bir santimetreküp kanında bir miligram alkol bulunması, alkol zehirlenmesinin bütün belirtileri için yeterlidir. Şayet bu miktar 4-5 miligrama kadar yükselirse, içen komaya girer. Komaya her giren kurtulamaz. Alkol asla bir gıda değildir. Alkol için söylenmiş güzel sözlere, aldatıcı reklâmlara aldanmamalıdır. Alkol ilâç olmadığı gibi, alkollü içkiler iştah açıcı da değildir. Bilakis zamanla mide rahatsızlıklarına, iştahsızlıklara ve sindirim bozukluklarına, iştahsızlıklara ve sindirim bozukluklarına sebep olur. Alkolün nihâî zararı akıl hastalıkları, felçler, kalp, karaciğer, böbrek ve damar hastalıkları, özürlü çocukları ve ölüm şeklindedir. Alkolizmin tuzağı biradır. İstatistiklere göre, alkoliklerin %80’i alkollü içki alışkanlığına bira ile başlamışlardır. Birada bulunan nitrozamin adlı madde kansere sebep olmaktadır. Bira yapımında kullanılan bira mayası, alkol üreten bir maya türü olduğundan alkolüz bira olmaz. 2 temmuz 1997 tarihinde basında çıkan bir haberde bir gerçek daha ortaya konmuştur: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Özkürkçügil, böbrek hastalarının, biranın böbreklerdeki kumun veya taşın dışarı atılmasında rol oynadığı yolundaki yanlış inancını belirterek; “Bira içildikten sonra sıkça idrara çıkıldığı bir gerçek, ama bundan beklenen fayda elde edilmiyor. Hastalara tavsiye edilen bira, böbreklerdeki suyu emerek, kumların kalmasına neden olup, taş oluşmasını kolaylaştırıyor” demiştir.
            Cinayetlerin                &n

Yorum Yaz